Güncel Eylemler
Geçmiş Eylemler

 

HEPİMİZ II - BARIŞ İÇİN HRANT İÇİN

BASIN BÜLTENİ

 

Barış İçin Sanat Girişimi, Boğaziçi Gösteri Sanatları Topluluğu, Çıplak Ayaklar Kumpanyası, Genç Siviller ve Liberal Düşünce Topluluğu; birçok kişi ve kurumun katkısıyla Hrant Dink'i, ölümünün 3. yılında tüm gün süren bir etkinlikle anıyor.

Hepimiz II - Barış İçin Hrant İçin ” etkinliği 23 Ocak 2010 Cumartesi günü Boğaziçi Üniversitesi Garanti Kültür Merkezi'nde gerçekleştirilecek. Etkinlik, Ümit Kıvanç'ın 19 Ocak'tan 19 Ocak'a” adlı belgeselinin gösteriminin ardından, Liberal Düşünce Topluluğu ve BGST'nin birlikte düzenlediği Derin Devlet Davaları'nda Ne Durumdayız? başlıklı bir panelle başlayacak. Moderatörlüğünü Dr. Bekir Berat Özipek'in yaptığı panele Av. Ergin Cinmen, Av. Erdal Doğan, Av. Orhan Kemal Cengiz, Av. Cihan Aydın konuşmacı olarak katılacak. Panelde Türkiye'deki derin devlet davalarının şu anki durumu, karşılaştığı açmazlar ve sivil toplumun bu davalarla ilgili rolü ele alınacak.

Etkinlikte gün boyu çeşitli atölyeler yapılacak. Ermenice Ö ğ reniyoruz atölyesinde gündelik hayatta kullanılabilecek temel Ermenice sözcük ve cümleler ile Ermenice şarkılar öğrenilecek. Ermeni Dansları atölyesine katılanlar Anadolu Ermeni Halk Dansları'ndan bazılarını öğrenme şansını bulacaklar. Mezopotamya Kültür ve Dayanışma Derneği (Mezo-Der) ve BGST'nin ortak etkinliği olan Süryani İlahileri Atölyesi 'ne katılanlar Yakup Atuğ'dan Süryani ilahileri öğrenecekler. Takuhi Tomasyan ise İrmik Helvası Tarifi atölyesine katılanlara irmik helvası yaptırırken bu helvanın kültürel arkaplanını da anlatacak.

Hepimiz II - Barış İçin Hrant İçin ” etkinliği çerçevesinde Şehbal Şenyurt'un Vatandaşlık Halleri , Ezgi Kaplan'ın İrmik Helvası ve Çıplak Ayaklar Kumpanyası'nın hazırladığı Yaya adlı belgesel enstelasyonu gösterilecek.

Etkinlikler sürerken fuayede kültürel çoğulculuk çerçevesinde yayın yapan yayınevlerinin, Hrant Dink Vakfı ve Agos gazetesinin standları açık olacak. Yine fuayede Diran İncici'nin hazırladığı Ermeni Kiliseleri Minyatür Sergisi gün boyu gezilebilecek.

Etkinlikler çerçevesinde 2 söyleşi yer alıyor. Zakar Mildanoğlu'nun Bir Yüzleşme: Ermeni Mahallelerinden Geriye Ne Kaldı? başlıklı söyleşisinde Kayseri, Antep, İstanbul, Van, İzmir, Adana ve Erivan sokaklarında yer alan yapıların görselleri gösterilecek ve ağırlıklı olarak Kayseri Merkezi, Talas ve Develi sokaklarından bugüne nelerin kaldığı ya da 1909'un yüzüncü yılı olması nedeniyle Adana kalmayanlar üzerine konuşulacak. Ninelerimizin Komşuları söyleşisinde Dr. Zekeriya Başkal'ın Türk-Ermeni ilişkilerinin barışçı yönlerini ortaya koymayı amaçlayan ve Tokat, Amasya, Sivas, Kayseri illerinde yapılan söyleşileri içeren Ninelerimizin Komşuları kitabı üzerine bir söyleşi, bu projenin hazırlığı sırasında yapılan çekimler eşliğinde gerçekleştirilecek.

Etkinlik, Genç Sivillerin Yurttan Kürtçe Sesler Korosu konseri ile devam edecek ve Barış İçin Sanat Girişimi'nin organize ettiği Bajar, Marsis ve Keops müzik gruplarının verecekleri Barış Konseri ile bitecek. Nor Zartonk gün boyu yapılan panel ve söyleşileri internet yayını ile etkinliğe gelemeyenlere ulaştıracak.

 

PROGRAM

13:00 – 13:45 Belgesel Gösterimi: “19 Ocak'tan 19 Ocak'a”

Ümit Kıvanç

Yer: Garanti Kültür Merkezi - Büyük Salon

 

14:00 – 16:00 Panel: “Derin Devlet Davalarında Ne Durumdayız?”

Katılımcılar: Av. Ergin Cinmen, Av. Erdal Doğan, Av. Orhan Kemal Cengiz, Av. Cihan Aydın.

Moderatör: Dr. Bekir Berat Özipek

Yer: Garanti Kültür Merkezi – Büyük Salon

 

14.00-15.00 Ermenice Çocuk Oyunları Saati: Bir saat boyunca 4-8 yaş grubundaki çocuklarla Ermenice oyunlar oynanacak, Ermeni masallarının hikâyeleri anlatılacak.

 

16:30 – 17:30 Söyleşi/Belgesel Gösterimi: “Ninelerimizin Komşuları” - Dr. Zekeriya Başkal

Söyleyişi yapan: Dr. Bekir Berat Özipek

Yer: Garanti Kültür Merkezi - Panel Salonu

 

16.30-18:00 Sunum:”Türkiye'de 1970 sonrası Ermeni Halk Oyunu Çalışmaları”

Atölye: “Ermeni Dansları”

Minas Oflaz, Hagop Güleç, Mihran Tomasyan

Yer: Garanti Kültür Merkezi - Dans Salonu

 

16:30-17:30 Atölye: “Ermenice Öğreniyoruz”

Natali Bağdat

Yer: Garanti Kültür Merkezi - Atölye Salonu 1

 

18:00-19:00 Sunum: Bir yüzleşme: Ermeni mahallelerinden geriye ne kaldı?

Zakar Mildanoğlu

Yer: Garanti Kültür Merkezi - Panel Salonu

 

18:00-19:00: Atölye: “Süryani İlahileri”

Yakup Atuğ

Yer: Garanti Kültür Merkezi - Atölye Salonu 1

 

18:00-19:30: Film Gösterimi: “Vatandaşlık Halleri” - Şehbal Şenyurt

Yer: Garanti Kültür Merkezi - Atölye Salonu 2

 

18:00-19:00 18:00-19:00: Atölye: “İrmik Helvası Tarifi”

Takuhi Tomasyan

Yer: Garanti Kültür Merkezi - Mutfak

 

19:00-19:30 Yurttan Kürtçe Sesler Korosu

Yer: Garanti Kültür Merkezi Atölye Salonu 3

 

20:00-22:00 Barış Konseri

Açılış: Çıplak Ayaklar Kumpanyası “Uğultu” Müzik: Saltuk

Mezopotamya Kültür Merkezi Dansçıları, Demirci Kawa Destanı, Esaret Bölümü

Bajar, Keops, Marsis

Yer: Garanti Kültür Merkezi – Büyük Salon

 

 

Gün boyu etkinlikler:

 

Fuaye Video Gösterimleri:

•  Ezgi Kaplan –İrmik Helvası

•  Çıplak Ayaklar Kumpanyası –YAYA - belgesel enstalasyonu
Türkiye: Yaya'nın gözünden ve bir piknik resminin içinden

Kitap sergisi: BGST Yayınları, Birzamanlar Yayınları, Liberte Yayınları, Perî Yayınları, Belge Yayınları, Heyamola Yayınları, Uluslararası Hrant Dink Vakfı, Aras Yayıncılık, Evrensel Yayınları

Ermeni Kiliseleri Minyatür Sergisi - Diran İncici

 

Barış için, Hrant için buluştular.

Hrant Dink Boğaziçi Üniversitesi'nde HEPİMİZ II etkinliği ile anıldı

24.01.2010

Barış İçin Sanat Girişimi (BİSG) , Boğaziçi Gösteri Sanatları Topluluğu (BGST), Çıplak Ayaklar Kumpanyası , Genç Siviller ve Liberal Düşünce Topluluğu ; birçok kişi ve kurumun katkısıyla Hrant Dink'i, ölümünün 3. yılında tüm gün süren bir dizi etkinlikle andı. 23 Ocak Cumartesi günü çetin hava koşullarına rağmen iki yüz civarında kişinin katıldığı HEPİMİZ II Barış İçin Hrant İçin etkinliklerinde Hrant Dink anılırken aynı zamanda barış içinde bir arada yaşama kültürü vurgulandı.

Güne dair yapılan açıklamada “Hrant Dink bize Ermeni kültürünün, bu toprakların asli kültürel bileşenlerinden birisi olduğunu anlatmaya çalışmıştı. Biz de bu yıl düzenlenen Hepimiz II - Barış İçin Hrant İçin adlı etkinlikte, diğer azınlık kültürlerinin yanı sıra özellikle Ermeni kültürüne ilişkin çeşitli atölyeleri, sunumları ve belgeselleri izleyicilerle paylaşmaya özen gösterdik. Öte yandan Hrant Dink'i anmak, Türkiye'de kimliklerini ve düşüncelerini çeşitli biçimlerde açıklayan insanların nasıl bir mekanizma tarafından kaybedildiğini, katledildiğini tartışmak için bir vesile oldu” dendi.

Gün, Ümit Kıvanç'ın " 19 Ocak'tan 19 Ocak'a " adlı belgeselinin gösterimiyle başladı. Belgesel, Ümit Kıvanç'ın Hrant Dink davası ile ilgili olarak derlediği bilgilerin çeşitli sanatçılar tarafından haber şeklinde okunmasından ve haberlerin arasına giren dava görüntülerinden oluşuyor. Ümit Kıvanç belgeseli statik olarak kurgulamaktan ziyade, gelişen olaylarla birlikte yeniden revize etmeyi farklı sanatçılarla çalışmayı ve bu yolla seyircilerin hafızasını sürekli canlı tutmayı ve onları davanın takipçisi olmaya davet etmeyi hedefliyor.

Günün ikinci etkinliği Liberal Düşünce Topluluğu ve BGST'nin birlikte düzenlediği " Derin Devlet Davaları'nda Ne Durumdayız? " başlıklı paneldi. Moderatörlüğünü Dr. Bekir Berat Özipek'in yaptığı panele katılan Av. Ergin Cinmen, Av. Erdal Doğan, Av. Orhan Kemal Cengiz ve Av. Cihan Aydın, Hrant Dink davası, Zirve Kitabevi davası ve Diyarbakır'da yürüyen Albay Cemal Temizöz davasını ele alarak, Türkiye'deki derin devlet davalarının şu anki durumunu, karşılaştığı açmazları ve sivil toplumun bu davalarla ilgili rolünü ele aldılar.

Dr. Zekeriya Başkal tarafından, Türk-Ermeni ilişkilerinin barışçı yönlerini ortaya koymayı amaçlayan ve Tokat, Amasya, Sivas, Kayseri illerinde yapılan söyleşileri içeren Ninelerimizin Komşuları kitabı üzerine yapılan sunum ise bu projenin hazırlığı sırasında çekilen görüntüler eşliğinde yapıldı.

Etkinlikte gün boyu yapılan çeşitli atölyelerde Ermeni ve Süryani kültürü üzerine bilgilenme sağlandı. Mezopotamya Kültür ve Dayanışma Derneği (Mezo-Der) ve BGST'nin ortak etkinliği olan Süryani İlahileri Atölyesi 'ne katılanlar Yakup Atuğ'dan Süryani ilahileri öğrendiler.

Hepimiz II - Barış İçin Hrant İçin etkinliği çerçevesinde, Ezgi Kaplan'ın İrmik Helvası ve Çıplak Ayaklar Kumpanyası'nın hazırladığı Yaya adlı belgesel enstalasyonları gösterildi. Nor Zartonk gün boyu yapılan panel ve söyleşileri internet üzerinden canlı radyo yayını olarak etkinliğe katılamayanlara ulaştırdı.

Etkinlikler sürerken fuayede kültürel çoğulculuk çerçevesinde yayın yapan yayınevlerinin stantları açıldı ve kitap satışı yapıldı; Diran İncici'nin hazırladığı Ermeni Kiliseleri Minyatür Sergisi ziyaretçilere sunuldu.

Gün, Takuhi Tomasyan'ın irmik helvası nı kavururken 1915 felaketinde Der Zor Çölleri'nde kaybolup giden amcası Mardik'in hikâyesini anlattığı duygu yüklü bir birliktelikle tamamlandı.

Planlanan konser ve diğer bazı etkinlikler, hava şartlarının giderek ağırlaşması nedeniyle iptal edildi. Katılımcılar, etkinlikten Hrant'ın davasının ve rüyasının takipçisi olma ve bu topraklarda bir arada yaşama kararlılığını pekiştirerek ayrıldılar.

Boğaziçi Gösteri Sanatları Topluluğu

11:00 “19 Ocak'tan 19 Ocak'a” belgeseli

Raportör: Volkan Mantu

“19 Ocak'tan 19 Ocak'a” belgeseli günün ilk etkinliğiydi. Belgesel; Ümit Kıvanç'ın Hrant Dink davası ile ilgili olarak derlediği bilgilerin çeşitli Türkiyeli sanatçılar tarafından haber şeklinde okunmasından ve haberlerin arasına giren dava görüntülerinden oluşuyor. Ümit Kıvanç, belgeseli statik olarak kurgulamaktan ziyade, gelişen olaylarla birlikte yeniden revize etmeyi farklı sanatçılarla çalışmayı ve bu yolla seyircilerin hafızasını sürekli canlı tutmayı hedefliyor.

Belgeselin en önemli özelliği; sanatçıların haberleri kuru bir dille okumaktan öte yorumlayarak ve çeşitli yerlerde davanın kilit isimlerini çok abartılı olmayarak da olsa taklit ederek haberleri okuması. Bu özellik, sadece gazetelerden ve haber bültenlerinden takip edildiğinde bilgiler yığını haline dönüşebilecek ve konuyla hukuki bağlamda ilgisi olmayan kişilerde kafa karışıklığı yaratabilecek bilgilerin, daha anlaşılır kılınmasını ve en küçük ayrıntıların bile seyircilerin gözünde farklı anlamlar kazanmasını sağlıyor. Belgeselin diğer bir önemli vurgusu ise belgeseldeki sanatçılar aracılığıyla, Türkiye toplumunda bu davanın peşini bırakmayacak ve takipçisi olacak insanların hep var olacağının seyirciye hatırlatılması ve bu yolla seyircinin de davanın takipçisi olmaya davet edilmesi.

14:00 Panel: Derin Devlet Davalarında Ne Durumdayız?

Raportör: Ali Kerem Saysel

Moderatör: İstanbul Ticaret Üniversitesi Siyaset Bilimleri Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Bekir Berat Özipek. Katılımcılar: Malatya davası müdahil avukatlarından Orhan Kemal Cengiz, Diyarbakır Jitem davası müdahil avukatlarından Cihan Aydın, Hrant Dink cinayeti eski müdahil avukatı Erdal Doğan ve avukat Ergin Cinmen.

Panel moderatörü Berat Özipek toplantıyı açarken, bugün üzerinde konuşacağımız Santoro-Dink-Malatya-Jitem davalarının yalnızca hukukçuların dünyasında cereyan etmediğini, belirli bir siyasi ortamın imkânlarına ve gereklerine göre şekillendiğini, bu nedenle adalet arayışı içerisindeki kamuoyu tarafından aktif olarak takip edilmesi gerektiğini belirtti ve ilk sözü Avukat Orhan Kemal Cengiz'e verdi.

Orhan Kemal Cengiz: Pornografik bir derin devlet filmi seyrediyoruz

Orhan Cengiz konuşmasına başlarken Hrant Dink'i Türkiye'nin karanlık yüzünün öldürdüğünü ifade etti. Elli yıldır seyretmekte olduğumuz bu korku filminin aktörlerini İttihat ve Terakki zihniyeti, medya perdesi ve suçlulara dokunulmazlık bahşeden yargı mekanizması olarak tarif etti. Bugün güncelliğini koruyan Balyoz ve Kafes harekâtı gibi ordu menşeli planların ve suikastların, bu ittihatçı kafanın ürünü olduğunu söyledi.

Cengiz'e göre, Türkiye'yi yöneten mutlu azınlığın bir parçası olmak istediğimiz ölçüde, bu suçlar karşısındaki derin uykumuzdan uyanmamız da mümkün olamayacak. Derin devlet haberleri karşısında ruhlarımız aşınıyor, duyarlığımız kayboluyor. Cengiz bu nedenle, medyadan kamuoyuna yansıyan haberleri pornografik bir derin devlet filmi olarak adlandırıyor.

Konuşmasının sonunda, devam etmekte olan Ergenekon davasının siyasi boyutuna değinen Cengiz, davanın arkasında artık bir siyasi iradenin kalmadığını, savcıların da bu nedenle başarılı olamayacaklarını ifade etti. Süre giden pornografik gösterinin karanlık güçlere cesaret verdiğini, bu güçlerin mağlup edilememeleri halinde dönüp hasımlarından hesap soracaklarını belirtti.

Avukat Erdal Doğan: Bu davalar hukukçulara bırakılamayacak kadar önemli

İkinci sözü alan Erdal Doğan, “bu davalar için stratejik ve taktik olarak neler yapabiliriz?” sorusuyla söze başladı. Bu davaların hukukçulara bırakılamayacak derecede önemli davalar olduğunu, mevcut hukuk tekniğine bağlı kalarak çözülemeyeceğini belirtti. Hâkim ve savcıların zapturapt altına alınmış olduklarını, örneğin Hrant Dink davası savcılarının mahkemede, bilgisayarlarında oyun oynadıklarını söyledi. Doğan'a göre bu nedenle, davaların soruşturma safhalarındaki gizlilik perdesinin kırılması gerekiyor çünkü bu safha delilleri karartmak üzere kullanılıyor. Avukatlar davaların figüranı haline getiriliyor.

Doğan mevcut anayasanın bir Gladyo anayasası olduğunu ve mutlaka değiştirilmesi gerektiğini de ifade ediyor. Doğan'a göre demokratik bir anayasa talep etmeliyiz ve görevini ihmal eden, kötüye kullanan yargıçları, savcıları ve polisleri teşhir etmekten kaçınmamalıyız.

Avukat Cihan Aydın: Fırat'ın Öbür Yakasına Has Gerçekler Var

Cihan Aydın ise Cengiz ve Doğan'ın çizdikleri bu tabloya Fırat'ın öbür yakasının kendine has gerçeklerinin eklenmesi gerektiğini belirterek söze başladı. 9. celseye varılan ve 93-95 yılları arasında işlenen suçları kapsayan Jitem davasında sanıkların kırk sekiz faili meçhul cinayetin zanlısı olduğunu belirtti. Yargılamada en yüksek rütbeli subay olan Cemal Temizöz'ün ötesine gidilemediğini, hâlbuki sanıkların Diyarbakır asayiş komutanı Hasan Kundakçı tarafından yönlendirildiklerini ifade ettiklerini söyledi. Davada dönemin siyasilerinden hiçbirinin olmayışını ciddi bir eksiklik olarak değerlendirdi.

Cihan Aydın'a göre derin devlet aslında o kadar da derinde değil. Jitem bölgede çoktandır biliniyor. Jitem hakkında ilk defa açılan bu dava çok önemli, eğer bu dava başarısızlığa uğrarsa arka planda kimlerin olduğuna ulaşmak tümüyle imkânsız olacak.

Mevcut TCK, yargı işleyişi ve CMK ile bu tip davların üstesinden gelmek Aydın'a göre çok zor. Bunun için özel yetkili mahkemelerin tayin edilmesi veya Hakikat ve Uzlaşma Komisyonları benzeri yapıların kurulması gerekiyor.

Avukat Ergin Cinmen: Adalet talep ettiğimiz bir ihtiyaç olabilmeli

Son konuşmacı Ergin Cinmen faili meçhul suikastların ve provokasyonların kısa bir tarihiyle söze başladı. 12 Eylül 1980 darbesine giden yolda, Maraş, Çorum katliamları, Kemal Türkler, Cavit Orhan Tütengil, Abdi İpekçi cinayetleri gibi kilometre taşlarına değindi. Dönemin Özel Harp Dairesi başkanı Kemal Yamak'ın darbeden sonra Diyarbakır Sıkıyönetim Komutanı olduğunu ve Diyarbakır Cezaevini Esat Oktay Yıldıran adındaki psikopat bir asker aracılığıyla yönettiğini hatırlattı. Cinmen devletin Yıldıran gibi suçluları taltif etmesinin bir gelenek olduğunu, örneğin bu kişinin Fatih'teki bir anıtta isminin bulunduğunu, adının bir caddeye verilmiş olduğunu belirtti. Orgeneral Mustafa Muğlalı, Mehmet Ali Ağca, Abdullah Çatlı gibi şahsiyetlerin devlet tarafından her zaman ödüllendirildiğini ifade etti.

Cinmen, Hrant Dink cinayetinin, kısaca hatırlattığı bu olaylara ne kadar çok benzediğinin altını çizdi. Dink suikastına giden yolda, işlenecek suçun on bir ay öncesinden beri Trabzon Emniyeti, İstanbul Emniyeti, İstihbarat birimleri ve Jandarma tarafından biliniyor olmasının aslında her şeyi kanıtladığını söyledi.

Cinmen böylesi bir devlet yapılanması olduğu sürece artık hiçbir şeye şaşırmadığını ifade etti. Devlet'in Balyoz harekât planında yazdığı şekilde camileri de bombalayabileceğini ve buna da şaşırmayacağını söyledi. Tüm bunların Türk Silahlı Kuvvetleri'nin tüzel kişiliği tarafından yürütüldüğünü belirtti.

Cinmen'e göre bu davalar adına bir şey yapılabilmesi için toplumun adalet duygusunun olması gerekiyor. İsimler unutulmamalı. Adalet talep etmeliyiz. Nasıl ki eğitim, sağlık ve sosyal hak talep ediyorsak, adaletin de bir ihtiyaç olduğunu hissedebilmeli ve bunu talep etmeliyiz.

Konuşmaların ardından toplantıya soru cevap kısmıyla devam edildi. Toplantıyı kapatırken Dr. Bekir Berat Özipek, bizleri burada tüm çeşitliliğimizle bir araya getiren şeyin adalet duygusu olduğunu söyledi. Türkiye'de bugün yaşanan şiddetli ayrışmaların da sağ-sol, dinci-ulusalcı, liberal-cumhuriyetçi v.b. bölünmeler olmaktan ziyade, adalet duygusu üzerinde yaşanan bir ayrışma olduğunu belirtti. Özipek'e göre bu duyguya sahip olanlar ve olmayanlar ayrışıyor. Kötülük daha organize, daha düzenli çalışıyor. Kötülükle başa çıkabilmek için, bizler de daha iyi, daha düzenli çalışmalıyız. Davaları takip edecek, raporlayacak ve kampanya yürütecek bir sivil irade tesis etmeliyiz. Çünkü bu davalar hukukçulara bırakılmayacak kadar önemli.

14:00-15:00 Ermenice Çocuk Oyunları Saati

Raportör: Aysel Yıldırım

4-8 yaş arası çocukların bir saat boyunca birlikte Ermenice oyunlar oynayarak, Ermenice masallar dinleyerek eğlenmesini tasarlamıştık bu kreş saatinde. Böylelikle çocuklar bilmedikleri bir dilde, bu dili bilen arkadaşlarıyla, pek iyi bildikleri oyun pratiğiyle hayattan bir saat çalacaklardı. Ama kar yağışı ve soğuk, anne babaların gözünü korkutmuş olacak ki, maalesef atölyeye 4-8 yaş arası hiçbir arkadaş katılamadı. Biz de, Karagözyan anaokulu eğitmenimiz Maral Usta'nın rehberliğinde, sekiz yaş üzerinde üç çocuk ve yirmi beş yaş üzerinde sekiz yetişkin, birlikte geçirdik bu güzel oyun saatini. Ne de olsa, oyun hiç unutulmayan, çocukluk ise derhal hatırlayabildiğimiz bir şeydi.

Dil insanları ışık hızıyla birbirine yaklaştırıyor; karşındakini kendi dilinde dinlemek, onu çocukluğundan beri dinlediği efsanesi, oynadığı oyunuyla tanımak, tabloyu daha bir güzel tamamlıyor, rengarenk kılıyor hem de. Hrant'ın da dediği gibi, “Bu topraklara yakışan birbirlerinin dillerini bilen, konuşan farklılıkların bir aradalığı”. Bunu çocukluktan itibaren yaşadığımız ve yaşattığımız bir bir aradalığın özlemiyle yapıldı bu atölye. Bu niyetle “Parev” diyerek başlayıp “Tz tesutyun” diyerek ayrıldık.

16:30-17:30: Ninelerimizin komşuları

Raportör: Sezin Gündoğan

Hepimiz II etkinliği saat 16.45'te “Ninelerimizin Komşuları” isimli söyleşi ile devam etti. Söyleşi, İstanbul Ticaret Üniversitesi Siyaset Bilimi Bölümü Öğretim üyesi Dr. Bekir Berat Özipek tarafından, Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Zekeriya Başkal ile yapıldı. Zekeriya Başkal, geçtiğimiz Aralık ayında Liberte Yayınları tarafından yayımlanan Ninelerimizin Komşuları: Türk-Ermeni İlişkilerinin Barışçı Yönleri isimli kitabı hazırlayan proje ekibinin üyelerinden biri. Kitap, tanıklıklardan, resmi kayıtlardan, anı-belgelerden yola çıkarak Ermeniler ve Türkler arasındaki komşuluk, dostluk, dayanışma ilişkilerinin bir kesitini sunuyor.

Berat Özipek, Ermenilerle Türklerin sahip oldukları ortak tarihin sadece acıların tarihi olmadığını, acıların gölgede bırakamayacağı bir ortak yaşam kültürünün mevcut olduğunu, bu derin tarihin açığa çıkarılmasının da sorunların çözülmesinde bir adım olacağını belirterek “Ninelerimizin Komşuları”nın amacının bu tarihi su yüzüne çıkarmak olduğunu ifade etti. Ardından, kitabın büyük bölümünü oluşturan söyleşilerden bazılarının görüntüleri izlenerek, ortak yaşamın gündelik hayattaki örnekleri birinci elden tanıklardan dinlendi.

Söyleşilerin izlenmesinin ardından, Zekeriya Başkal kitap içeriğine dair bilgi verdi: Kitabın ilk bölümünde Tokat, Amasya, Kayseri, Sivas ve İstanbul'da yapılan ve Ermeniler ile Türklerin komşu, dost, arkadaş olarak dayanışma içinde yaşadığının anlatıldığı söyleşiler yer alıyor. Herhangi bir işlemden geçmeden sunulan bu söyleşiler sıradan insanın ortak yaşama dair düşünceleri olarak değerlendiriliyor. İkinci bölümünde Osmanlı dönemindeki resmi kayıtlar olan Şer'iye Sicilleri inceleniyor ve bu resmi kayıtlara göre özellikle taşrada Osmanlılar arasında günlük hayatta Ermeni-Müslüman diye bir ayrımın olmadığı, insanların birbirlerini sadece komşu olarak gördüğü değerlendirmesi yapılıyor. Diğer bir bölümde ise, söyleşi yapılan insanlardan derlenen edebi-tarihi eserler, fotoğraflar gibi anılarda ortak yaşam kültürünün izleri sergileniyor. Zekeriya Başkal, hepsi kitapta yer almayan 100 kadar söyleşi yapıldığını, bu söyleşilerde sunulan bilgilerin eğitimin süzgecinden geçmemiş, sadece deneyimlere dayalı bilgiler olduğunu belirterek, kitapta yer almayan söyleşilerin bir belgesel haline getirilmesi üzerine çalıştıklarını söyledi.

Salondaki dinleyicilerin de dâhil olduğu tartışma bölümünde, çok az kişi tarafından bilinen bu ortak yaşam tarihinin yaygınlaştırılması ve daha çok insan tarafından bilinmesi gerektiği vurgulandı. Bir yandan da bu ortak yaşam örneklerine rağmen halen daha ciddi acılar yaşandığı ve şu an Ermenilerin içinde bulunduğu duruma, kendileriyle ilgili uygulanan şu anki yasa ve pratiklere dair bilgiler yayılmaksızın, geçmişteki dayanışma yaşantısına vurgu yapmanın anlamı olmayabileceği belirtildi.

15:00 Süryani İlahileri Atölyesi

“Metul Hrant u Metul Kinutho u Metul Bşayno” Hrant için Adalet için Barış için

Raportör: Selda Öztürk

Boğaziçi Üniversitesi Garanti Kültür Merkezi'nde yapılan etkinliklerden birisi de Mezopotamya Kültür ve Dayanışma Derneği, Boğaziçi Gösteri Sanatları Topluluğu ve BÜ Folklor Kulübü'nün ortaklaşa organize ettikleri Süryani İlahileri atölyesiydi. Atölye başlamadan önce yapılan giriş konuşmasında bu kurumlar bir süredir ortaklaşa çalışmalar yaptıklarını ve ilahiler atölyesini 23 Ocak etkinliğine “Hrant için ve Barış için” önerdiklerini söylediler. Mezo-Der üyelerinden Muzaffer İris yaptığı konuşmada bu toprakların kadim halklarından olan, 5000 yıldır burada yaşayan Süryanilerin tarihinin, kültürünün ve dilinin maalesef bilinmediğini söyledi ve bu anlamda da etkinliğin önemine vurgu yaptı. İris, 50 üyesi bulunan Mezo-Der'in kuruluş amacının Süryanileri Türkiye toplumuna tanıtmak olduğunu söyledi ve konuşmasını Hrant Dink'i anarak bitirdi.

Mor Gabriel manastırından yetişen Yakup Atuğ atölyeye Süryani Kilise müzikleri üzerine bazı bilgiler vererek başladı. 12. yy'a kadar 3000 tane Süryani makamının bulunduğunu ancak kutsal kitap “Beth Gazo” oluşturulduğu dönemde bunların yarısının yok olduğunu, günümüze ise çok daha azının ulaştığını belirtti. Süryanilerin ilahilerini belli önemli gün ve haftalara göre söylediklerini, Süryani Kilise müziğinin temelini 8 makamın oluşturduğunu, Ninova'da 3 gün oruç tuttuklarını, su bayramı, zeytin bayramı ve elem haftası gibi özel günlerin kendilerine ait makamları ve kutlama biçimleri olduğu bilgilerini verdi ve sesiyle bazı ilahileri örneklendirdi. Daha sonra gündelik konuşma dilinde kullanılabilecek bazı Süryanice kelimeler, cümleler ve Süryani latince transkripsiyon alfabesinden bazı harfleri çalıştırdı: “Şlomo” merhaba, “Aydarbo hat” nasılsın, “tawono dawdi” iyiyim teşekkürler, “bşmuh mınyo” adın ne, “meyko hat” nerelisin, “ono Mırdnoyono/Omidoyono” ben Mardinliyim/Diyarbakırlıyım, “Metul Hrant u Metul Kinutho u Metul Bşayno” Hrant için Adalet için Barış için.

Atölyede 8 makamın dışında bir makama sahip olan “uşa'no” isimli ilahi çalışıldı. İsa Mesih'in gökteki Kudüs'e girişine adanmış olan bu ilahinin sözlerinde de yazdığı gibi kadınlar kıyafetlerini yere serer, herkes zeytin dalları atar ve zılgıtlar eşliğinde kutlamalar yapılırmış. İlahiyi öğrenirken bizde “halêluya” bölümü geldiğinde zılgıtlar çektik ve o esnada Takuhi Tomasyan'ın kavurmaya başladığı İrmik helvası kokusu da gelmeye başlamıştı. Atölye bittikten sonra ilahiyi hep birlikte bir kez daha söyleyip Takuhi'nin yanına doğru yöneldik.

18:00 İrmik Helvası Tarifi

Raportör: Feryal Öney

“Hepimiz II-Hrant İçin Barış İçin” etkinliği, Takuhi Tovmasyan'ın kavurduğu, bizim de tahta kaşığın ucundan tutup “geçmişlerimizin canı için” birer kez çevirdiğimiz irmik helvasıyla sona erdi.

Yazdığı yemek kitabı `Sofranız Şen Olsun`da (Aras Yayıncılık, İstanbul 2004) yemek tarifleriyle birlikte ailesinin yüzyıllık serüvenini, tarihini anlatan; ailenin tarihi ile birlikte, Türkiye'nin tarihinden kesitler de sunan Takuhi, 23 Ocak günü karşımızda irmik helvasını kavururken de Der Zor Çölleri'nde kaybolup giden amcası Mardik'in hikâyesini anlattı uzun uzun. Hikâye, sadece Mardik Amca'nın ya da Tovmasyan Ailesi'nin hikâyesi değil, 1915 felaketini yaşayan Türkiye'nin de hikâyesiydi:

“Ğazaroz Tovmasyan Dede'm, Yedikule`de Kalekapısı'nda bir kır gazinosu sahibi. Çocukları Mardik, Garbis ve Ağavni. Karısı Sofik, genç yaşta ölüyor. Ğazaros Dede'm dul kalıyor. Evlenmek istiyor ama hangi kızı istese üç çocuklu diye kimse yaklaşmıyor. Köyümüz Çorlu`da, Ğazaros Dede'm de Çorlulu. Orada kız arıyorlar. Çorlulu Sarmısaklıyan Ailesi'nin kızı 28 yaşındaki Takuhi dedemi kabul ediyor. Ama aracılar ufak bir iskonto yapıyorlar, çocukların sayısı için ‘iki' diyorlar. Gelin olduğu gün görüyor ki evde üç tane çocuk var. Çorlulular ‘Sarmısaklı cinsi' derdi; yayamın Sarmısaklı inadı tutuyor. `Bana iki dediniz, bu ikisine gözüm gibi bakarım; üç deseydiniz de bakardım, yok demezdim. Ama beni aldattınız, bunu kabul etmem` diyor. Mardik Amca'm büyükbabası ve büyükannesiyle 7 yaşında Çorlu`ya geri dönüyor. Bu anlattığım olaylar 1909`da yaşanıyor. Ardından yayam iki kez anne oluyor. Dediği gibi, tüm çocuklara mükemmel bir annelik yapıyor. Garbis Amca'mla Ağavni Hala'mın üvey olduklarını çok sonra öğrendik, babam da bize hiç hissettirmezdi. Seneler geçiyor. Araya 1915`in zor günleri geliyor. Küçük Mardik de büyükbabası ve büyükannesiyle birlikte o zor yolculuğa çıkıyor. Der Zor, Şam, Halep`e kadar... Takuhi Yaya'mın yüreğinde müthiş bir ateş yanıyor. Düşünün, bir evde bir karı kocasınız, kocanızın çocuklarından bir tanesini istemediniz. Onun ve bir sürü daha insanın ölüm haberini alıyorsunuz ve siz o sırada İstanbul`dasınız. Seneler geçiyor, haber aranıyor. Hep bir ümit var gelecek diye. Yedikule`den Samatya Sulu Manastırı`na, Surp Kevork Kilisesi`ne, Der Zor`dan dönen tehcir kalıntıları (‘kılıç artıkları' derlerdi) geliyor. Bir grup insan geldi, diye her haber gelişinde Takuhi Yaya'm büyük hevesle 5-6 yaşlarındaki babamı elinden tutar, yürüyerek kiliseye gider, o perişanların, o dünya başına yıkılmışların arasında Mardik Amca'mı ararmış. Yayam, 1957`de sarkom hastalığından öldü. 8 ay yattı. Kemikleri kırılıyor, bir çuval kemiğe dönüyor vücudu. Aklı yerinde, ağrılarını hissediyor. Annem her tuttuğumda elime kırık kemikler gelirdi diye anlatırdı. Babam bana şöyle demişti: ‘Sarkomdan çektiği acı, vicdanından çektiği acının yanından geçemez!..' Mardik amcam, Tovmasyan ailesinin vicdan sızısıdır. Babam da Bulgaristan, Yunanistan, Fransa ve Ermenistan`da Çorlu'luların izini arar, mektup yazar, hikâyesini anlatır ve `Mardik`i gören bilen var mı` diye sorardı. Senelerce yurtdışından akraba aradı. Babam da yitirmedi o umudu bir türlü. Çaresizdik artık. Ben Mardik Amca'mın öldüğünü kabul ettim, geçen zaman da bana böyle bir teselli verdi. Bu yüzden her kavurduğum irmik helvasında en sonunda Mardik Amca'mın da canına değsin diye çeviririm.”

Takuhi'nin sesi titreyerek ama her zamanki güleryüzüyle anlattığı bu hikâyenin ardından söz Hrant Ağabey'imize geldi: “Nasıl Takuhi Yaya'm Mardik Amca'mın ölmüş olabileceğini hiçbir zaman kabul etmeyip yüreğinde o acıyla öldü gittiyse; babam bütün akrabalarından, Çorlu'lulardan Mardik`in izini sorduysa; ben de Hrant`ın acısını, kaybını, ölmüş olduğunu kabul edemiyorum gözümüzün önünde olduğu halde. Onun uğruna öldüğü nedenler ortadan kalkmadıkça, onun için irmik helvası kavuramayacağım..”

Boğazımız düğüm düğüm, girdik sıraya; Takuhi'nin hepimize paylaştırdığı bol tarçınlı irmik helvasını kaşıklamaya başladık. Tattıkça ağzımız tatlandı, gözyaşlarımız kurudu, yerini koyu bir sohbet aldı. Takuhi'nin muhabbeti ve irmik helvasının damağımızda bıraktığı o hoş tat, dışarıdaki kar ve tipinin tüm soğuğunu alıp götürmüştü.

Enstalasyonlar

Raportör: Banu Açıkdeniz

“Hepimiz II- Hrant için Barış için” etkinliği içinde iki video enstelasyonu yer aldı. Bunlar; Mihran Tomasyan'ın “Yaya: Mari Tomasyan'dan Hikayeler” adlı enstelasyonu ve Ezgi Kaplan'ın “İrmik Helvası- Samloina Helva” adlı kısa filmiydi.

Mihran Tomasyan, yayası Mari Tomasyan'ın kişisel tarihinden hikayeleri, hazırladığı “Yaya” adlı enstelasyonu ile gün boyunca seyirciyle paylaştı. Bu enstelasyonda Mari Tomasyan, Çatalca'da başlayıp İstanbul'da devam eden serüveninden bazı hikâyeleri çocukluğundaki bir piknik fotoğrafının içinden bizlere anlattı. Yaya'nın gözünden dinlediğimiz Türkiye hikayeleri içinde, McCarthy döneminde Fevzi Çakmak tarafından askeri bölge ilan edilen Çatalca; bu yıllarda Çatalca'da yaşayan Hıristiyanlara getirilen yerleşim yasağı; buradaki pek çok Ermeni ailenin memleketlerini terk etmeye zorlanışı; Yaya'nın “Her dakika anıyorum” dediği Çatalca'da, geride bıraktığı“çok tatlı” arkadaşlıkları; buradaki Türk okulunda yaşadığı “iyi ve kötü” hatıraları; İstanbul'da, Yedikule'de yaşadığı 6-7 Eylül olayları; Varlık vergisi ve eski Tuzla kampının hatıraları da var.

Yaya, “...89 yaşındayım, iyi ve kötü günler yaşadım ama yine de iyiler ağır geliyor...” diyor, seyircilerine iyi hikâyeleri de anmayı ihmal etmemelerini tembih ediyor...

Ezgi Kaplan'ın hazırladığı “İrmik Helvası- Samolina Helva” adlı kısa film, gün boyunca mekanda seyirciye sunuldu. Bu enstelasyonda bir yandan Takuhi Tomasyan'dan özel bir irmik helvası tarifi alırken, bir yandan da 1915 olayları sırasında kaybettikleri Mardik Amca'nın hikâyesini dinledik.

Ermeni Kiliseleri Minyatür Sergisi

Raportör: Burak Akyunak

Etkinlik dizisinin bir bölümünü de ressam, sahne tasarımcısı ve minyatür sanatçısı Diran İncici'nin eserlerinden oluşan Ermeni kiliseleri minyatür sergisi oluşturdu. Sergide Kars'ta yer alan Digor Surp Sarkis, Arakelots, Ani Surp Pirgiç kiliseleri ve Surp Asdvadzadzin Katedrali, Van'da bulunan Dzoratir Surp Eçmiadzin ve Akhtamar Surp Hac kiliseleri ile anıtsal Haçkar mezartaşlarına ait minyatürler sergilenirken, sanatçı ve eşi gelen tüm ziyaretçilere yakın ilgi gösteriyordu.


 

<< geri